BİYOLOJİK SİLAHLAR


Bu yazıya başlamadan önce bazı kavram ve terimleri öğrenerek konuya başlamamız daha anlamlı ve gerçekçi olacaktır. Biyolojik silah nedir tarihçesi nedir ilk defa nerede kullanılmıştır, bu soruların cevaplarsak konuyu daha iyi aydınlatmış oluruz.

Biyolojik silahlar türlerine göre şu şekilde tanımlanabilirler: Mikroorganizmalar : Hedef canlıya yerleşerek gelişen ve bu canlının ölümü veya etkisiz hale gelmesiyle sonuçlanan bir hastalık tablosu ortaya çıkaran çok küçük canlılardır. Bu mikroplar doğal halde olabildikleri gibi genetik olarak değiştirilmiş halde de olabilirler.

Biyolojik olarak üretilen biyo-aktif maddeler : hedef canlıyı öldüren veya etkisiz hale getiren genellikle (her zaman değil) bir mikrop tarafından üretilmiş maddelerdir. Bu grupta çoğunlukla toksinler bulunmakla birlikte diğer biyolojik maddeler de bulunabilir (hormonlar, nöro-peptitler, sitokinler gibi) Yapay olarak üretilmiş biyolojik madde taklitleri : Günümüzdeki teknik ve bilimsel gelişmeler sayesinde canlılara zararlı olan biyolojik maddelerin etkilerini taklit edecek yapay maddelerin üretilmesi ve üretilen bu maddelere, istenilen özellikteki canlılarda etkili olabilecek nitelikler kazandırılması mümkündür (örneğin belirgin genetik özellikleri bilinen bir insan ırkına etkili olmaları sağlanabilir).

Son iki tanımda yer alan biyolojik silahların, kimyasal silahlardan farkı üretim şekillerindedir. Bu iki tanımda yer alan silahlar "biyolojik kimyasal silah" olarak da adlandırılabilir. Kimyasal silah, bir kimya bölümünde üretilir ve üretim aşamasında hiç bir zaman canlı bir organizma kullanılmaz. Bunun yanında biyolojik silahların üretiminde kimyasal yöntemlerden de yararlanılabilir; örneğin çok hızlı bozunan bir biyolojik silah hammaddesinde gerçekleştirilecek kimyasal işlemler sayesinde bu madde daha uzun ömürlü hale getirilebilir.

Tarihte Biyolojik Silahlar ve Biyolojik Savaşlar Biyolojik savaş: "insan veya hayvanlarda ölüme veya bitkilerde hasra neden olmak amacıyla, biyolojik maddelerin kullanılması" şeklinde tanımlanır. Bilindiği kadarıyla ilk biyolojik silah 1346 yılında Karadeniz'in Kaffa limanında (Kırım), pire taşıyan sıçanlar düşmanlara veba hastalığını bulaştırmak amacıyla kullanılmıştır. Tatarlar kuşattıkları Ceneviz kalesinin duvarlarının üzerinden hastalık taşıyan ölü sıçanları şehrin içine atmışlar ve sonunda şehri ele geçirmişlerdir . Diğer bir biyolojik silah kullanma girişimi 1754 - 1767 yılları arasında gerçekleşti. Fransızlarla Amerikan Yerlileri arasındaki savaş sırasında İngilizler tarafından yerlilere verilen battaniyeler çiçek hastalığı etkeni taşıyordu. Sonuçta bir çok yerli çiçek hatalığından öldü, ancak çiçek hastalığının yerlilere battaniyelerle mi yoksa hastalıklı Avrupalılarca mı bulaştırıldığı tam olarak açıklığa kavuşmadı.

Japonlar 1932 yılında insanlar üzerinde dehşet verici biyolojik silah deneyleri gerçekleştirdiler. "Birim 731" adı verilen Çin bölgelerinde gerçekleştirilen bu deneyler sırasında en az 11 Çin şehrine şarbon, kolera, şigella, salmonella ve veba hastalığı etkeni bulaştırıldı ve en az 10 bin kişi bu denemeler sırasında öldü. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 1943 yılında Detrick Kamp'ında (Maryland) saldırıya yönelik biyolojik savaş çalışmaları başlattı. 10 yıl sonra savunmaya yönelik çalışmalar başladı. 1969 yılına kadar ABD; şarbon, botulism (bir çeşit ağır gıda zehirlenmesi), tularemi, bruselloz, Venezuella at ensefaliti ve Q-humması etkeni olan mikroorganizmaları silah / bomba haline getirdi . Yine aynı yıl içerisinde ABD başkanı Nixon tarafından saldırıya yönelik biyolojik silah programına son verildiği açıklandı. 1972 yılında Cenevre'de Biyolojik Silahlar Antlaşması imzalandı; buna göre biyolojik silahlar hiç bir zaman geliştirilmeyecek, üretilmeyecek, stoklanmayacak, bir şekilde temin geçirilmeyecek veya kullanılmayacaktı .

Ancak bu antlaşmaya rağmen biyolojik silahların kullanımı devam etti. Güneydoğu Asya'daki çatışmalar sırasında 1974 - 1981 yılları arasında binlerce insanın, "sarı yağmur" olarak bilinen "Trichothecene mikotoksinleri"nin saldırılarda kullanımı sonucu öldüğü sanılmaktadır . 1978 yılında Bulgar muhalif Georgi Markov, keneotu tohumunda bulunan ve zehirli bir madde olan "risin" içeren "şemsiye silahı" mermisi ile baldırından vurularak öldürüldü . Bundan bir yıl sonra 1979 yılında eski Sovyetler Birliği 'nin Sverdlovsk şehrindeki bir biyolojik silah araştırma merkezinden kaza ile havaya yayılan şarbon basili sporlarını soluyan kişilerden en az 66'sı öldü . Irak 1991 yılına kadar şarbon, botulinium toksini ve aflotoksini bomba haline getirdi. Körfez Savaşı sırasında bunların kullanılmadığı ve 1996 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilgili tesislerin imha edildiği belirtilmektedir .

Son olarak 20 Mart 1995 tarihinde, Tokyo'da bir Japon metrosuna Aum Shinrikyo tarikatı mensuplarınca atılan kimyasal sarin (sinir) gazı bombasının içerisinde şarbon, botulism ve Q humması içeren biyolojik silah parçacıkları tespit edilmiştir, bu saldırıda 12 kişi ölmüş, 5500 kişi yaralanmıştır.

Biyolojik silahlar görüldüğü gibi çok tehlikeli ve sonuçlarım vahim olan silahlardır. Biyolojik silahları tasarlayan insanlar bazen kendinisinin tasarladığından daha vahim ve elzem sonuçlar yaratacağı gibi beklentinin altında da kalan sonuçlarda elde edilebilir. Biyolojik silahlar tarımda biyoteknoloji de vb. bir çok alanda ıslah çalışmasında kullanılabilir örneğin: Bir zararlı olan patates için zararlı olan bir böcek yada bitin patatese zararı için doğal yollarla o zararlı böcek ortadan kaldırılabilir yada seviyesi daha az seviyeye indirilebilir ancak biyolojik silahlar toplumlar ve insanlar üzerinde kullanılmaya başlandığı zaman hem etik hem vicdani yönden insanları rahatsız ediyor. Özelikle insan genom projesi tamamlandıktan sonra soylar ve ırkların genom haritasının belirlenmesi bir toplumun kolay bir şekilde ortadan kaldırılması yada sadece bir ırkı yada soyu hasta edecek hastalıkların çıkması insanlık tarihinin en büyük ayıbıdır. İnsan genom projesi tamamlandıktan sonra özelikle kızılderelilerin genetik yapısı afrika bölgesinde yaşayan yerli halkın genetik yapısı asya doğu asya avusturalya ve kutuplarda yaşayan insanların genetik haritası çıkarılmaya başlandı buradada temel soru suydu? Birbirimizden farkımız ne bunun için çıkarılan genetik haritalar üst üste çakıştırma metodu ile farklı genler farklı protein haritaları oluşturuldu. Bu oluşturulan haritalar ile hangi toplumun hangi hastalığa yada hangi virüse karşı korunmasız olabileceği üzerine bilim adamları çalıştı ve çalışmaya devam ediyor bu bazı bilim adamları tarafından farklı amaçlar ile kullanılarak bugün ki adı ile biyolojik silah olarak karşımıza çıkıyor aslında biyolojik silahlar bir çok yönden değerlendirilmeli biyolojik silahı üreten ülkenin ekonomik beklenti içerisinde olabilir yada kendisi ile siyasi olarak uyuşmayan ülkeyi yada ırkı dünya üzerinden kaldırmak isteyebilir. Labotuvarlarda üretilen virüsler üreten firma yada bilim grubu bu virüsü üretirken pan zehirini ne kadar çevreye yayılacağını aşısı varsa aşısını üreterek bunların tüm önlemlerini alırlar geriye bu virüsü yada ajanı yaymak kalır ve bu en kolay iştir. Virüs yada vektör yayıldıktan sonra laboratuvar çalışmaları ile dünyaya duyurulur bu virüsün yada vektörün aşısının bulunduğu yada pan zehirinin bundan sonrada şirket yada grup hızlı bir şekilde ekonomik olarak kar sağlar. Bugün dünyada bir çok şirket örneğin bir X firması buzdolabı çamaşır makinası üretmeyi bıraktı neden çünkü hem maliyetli hem de bir sürü mağaza açacaksınız bir sürü insan çalıştıracaksınız artık buna gerek yok teknolojiyi biyoloji ile sağlıkla birleştiren bir çok firma gibi X firması da ürettiği bir magnetik rezonans (MR) cihazı ile satacağı binlerce buzdolabına denk geliyor. Dünyamızda olayları ve hastalıkları değerlendirirken bu açıdan düşünmenizi tavsiye ederim. Biyolojik silahların bir diğer kullanım alanı ise aslında şuan yasayan homo sapiens (modern insan) evrimini bilim dünyası merak ediyor bu evrimin nasıl olacağı modern insanın nasıl evrileceği merak konusu diyebilirim. Modern insanın evrimi biyolojik silahlar yoluyla hızlandırılmak istenmektedir, bunun için gripler virüsler şarbonlar ve immün sistemi yavaşlatacak ve çökertecek biyolojik silahlar üretilmektedir çünkü bu biyolojik silaha dayanabilen insanlar hayatta kalacak ve dayanamayan insanlar toplumdan elenecektir biz buna seleksiyon diyoruz genetik seleksiyon sonucunda hayatta kalabilen canlılar kendini bir üst seviyeye aktarırken aktaramayan canlılar elenecektir. Hayatta kalan canlılar süper canlılar olarak hayatta kalarak süper modern insanı oluşturacaktır. Sonuç olarak biyolojik silahlar toplumun yararına kullanarak toplumun gelişmesini toplumun daha ileriye gitmesi için tarımda teknolojide sağlıkta biyolojide bir çok alanda kullanılabilir ancak bazı kötü düşünceli bilim insanları bunu toplumun zararına kullanarak bir toplumun yok olmasını değil dünya genelinde yok olmalara sebeb olabilir bundan dolayı dünya hepimizin dünyası bu dünyaya sahip çıkmaliyız ve bilinçli bir şekilde hareket etmeliyiz.

Tanıtılan Yazılar